Deli Edebiyat

Delilik ve dâhilik arasındaki ince çizgi herkesçe malumdur. Hatta ikisi arasındaki ilintiyi yakınlaştıranlar için, fizyolojik olmayan delilik neredeyse bir mertebedir. Edebiyat da, insana özgü bu ruh haline uzak kalmayacaktır. Akla gelebilecek ilk örnek ise Gogol’ün ayrıksı ve zamanını aşan hikâyesi Bir Delinin Hatıra Defteri’dir.

Defteri araladığımızda, genel anlamda hayattaki varoluşundan ve daha özel anlamda statüsünden rahatsız bir karakterle tanışırız. Henüz delirmemiş olan delimiz, basit bir memurdur. Bağlı çalıştığı müdürünün kızına âşık olması, değişimin tetikleyicisi olur. Çelişkili ruh hali, halüsinatif ve farazi bir dünya oluşturur. Öyle ki bu alternatif gerçeklikte köpekler konuşabilmekte ve hatta yazışabilmektedir.

Sevdiği kızın, kendisinden sosyo-ekonomik anlamda daha üstün bir adamla yakınlaşması, kırılma noktasıdır. Akabinde bir kaçış ya da kayboluş süreci başlar. Meci adlı köpek, diğer dünya ile arasındaki ilk bağlantıdır. Meci’nin yazdığını düşündüğü mektupları ele geçirmeye çalışmasıyla psikoz ağırlaşır. Delimize göre, Meci konuşmakla ve mektuplaşmakla kalmamıştır, siyasi görüşlere de sahiptir.

İspanya’da tahtın devrildiğini okumasıyla, aslında İspanya Kralı olduğuna karar verir. Bu konumlandırma, her şeyin çözümü olan bir savunma mekanizmasıdır. Statü kaygısı ve ekonomik kaygılar yok olduğunda, varoluşsal sorunlar da giderilmektedir. Kendine güven duygusu yükselirken, eski müdürü gözünde küçülür. Artık takdir beklentisi içinde değildir. Onur, ona doğumla sunulmuş bir lütuftur.

Kralın, tamamen koptuğu gerçek yaşamda varolan yansıması bir delidir. Yeri ise tımarhanedir. Gogol, tıpkı Burun adlı öyküsündeki gibi soyutla somutu harmanlamış ve gerçekliği sorgulamamızı sağlamıştır. Saçma olan gerçekten saçma mıdır? Yoksa saçmalığın en absürt hali, ciddi bulunan ve kabul gören gerçeklerde mi gizlidir?

“Tek başıma kalınca devlet işleriyle uğraşmak için vakit bulabildim. İlk çözdüğüm sorun İspanya ile Çin’in aynı ülke olduğuydu. İnsanlar, bilgisizlikleri yüzünden bunları ayrı iki ülke sanıyorlardı. İsterseniz bir kağıda İspanya sözcüğünü yazmaya kalkın, kaleminizin ucundan Çin sözcüğü çıkmazsa bana ne derseniz deyin!..”

۞۞۞

Dostoyevski, Palto adlı öyküye gönderme yaparak “hepimiz, Gogol’ün paltosundan çıktık” demiştir. Turgut Uyar’ın ölümünün ardından, benzeri bir saygı duruşunu “bugün Turgut Uyar öldü… hepimiz işsiz kaldık…” diyerek Cemal Süreya gösterir. Dostoyevski, yazarlığın Gogol ile başladığını ima ederek onu yüceltirken; Süreya ise Turgut Uyar’la sonlandığını dile getirmiştir. Bazı eserlerin akım yarattığı gerçektir. Bir Delinin Hatıra Defteri yazılmamış olsaydı, Yeraltından Notlar’ın yazılabileceği şüphelidir.

Dostoyevski’nin ayrıksı eseri Yeraltından Notlar, kimi görüşe göre öncülünü aşan bir romandır. Öyle ki, bu kitap yazılmamış olsaydı Franz Kafka, Jean Paul Sartre, Albert Camus ve Stefan Zweig’ın ne ölçüde oldukları kişi olacakları tartışılabilir. Roman, “ben hasta bir adamım” cümlesiyle başlar ve hem kendinden hem de insanlardan yana dertli bir adamın iç döküşüyle sürer. Çevreden soyutlanma yine zırh görevi görmektedir. Yeraltı ise başkarakterin iç dünyası, suskun bir adamın susmayan monoloğudur.

İsmini hiç bilmediğimiz Yeraltı Adamı, doğuştan lanetli bir anlaşılamayan ve anlayamayandır. Yaşı ilerledikçe yaşam acemiliği artan bu adam, kendini böceklerden daha aciz ve faydasız hissetmektedir. Yüzeyden bir tanımlamayla bunalımlı, korkak ve tembeldir. Ancak yeraltına inip yüzeye doğru baktığımızda, aydın geçinenlerin maskelerini, Batı hayranlığının barındırdığı kompleksleri ve insanoğlunun değer yargılarındaki adaletsizliği görürüz.

Bir dâhinin, dehası anlaşılmadan önceki yalnızlığı kitabın çıkış noktasıdır. Yeraltı Adamı, yetersiz ve yeteneksiz insanları destekleyen düzeni sorgulamaktadır. Kabalığa ve cahilliğe tahammülü yoktur. Kendisine çarpan ve özür dilemeyen bir adam için aylarca intikam planları yapan ama hayata geçiremeyen takıntılı ruhu, süreç içerisinde farklılığını hastalık olarak nitelemesine neden olacaktır. Çünkü deliliğin tabanındaki deha, en korkunç fakat en güçlü dehadır.

Yeraltından Notlar, Dostoyevski’nin en içsel ve aynadan yansıyan yapıtıdır. Yeraltı Adamı da, tıpkı Budala’nın Prens Mişkin’i gibi bir Dostoyevski siluetidir. Kitapsa, yazarın ikinci dönemini müjdeleyecek ve akabinde dev ahlâk öğretisi Suç ve Ceza gelecektir.

“Kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de haşerenin biriyim. Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız bir teselliyle avunuyorum: Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır. Evet efendim, on dokuzuncu yüzyıl adamı en başta karaktersiz olmalı, böyle olmaya mânen mecburdur; karakter sahibi, çalışkan bir insansa oldukça dar kafalıdır. Kırk yıllık bir ömürden sonra bu inanca vardım. Kırk yaşındayım artık, şaka değil; kırk yıllık koca bir ömür, ihtiyarlığın ta kendisi. Kırk yaşından fazla yaşamak ayıptır; bayağılık, hatta ahlâksızlıktır! Tüm samimiyetinizle, dürüstçe söyleyin, kırk yaşını kim geçer? Ben söyleyeyim size: Aptallarla namussuzlar. Bunu tüm ihtiyarlara, o saygıdeğer, ak saçlı, mis kokulu ihtiyarların yüzüne de söylerim! Tüm dünyanın yüzüne de söylerim! Buna hakkım var, çünkü ben de altmış yaşına kadar yaşayacağım. Hatta yetmişe kadar! Seksenimi bulacağım!..”

۞۞۞

Kendi yaşantısını intiharla sonlandırmayı seçen Stefan Zweig, normalliğin kalıplarına sığamamış olan bir diğer yazardır. Ancak yaşamamayı seçmesi, aşk acısı veya yoksulluk gibi kişisel nedenlere bağlı değildir. Hitler’in soykırımla başlattığı yeni düzen, naif ruhunda onulmaz yaralara neden olur ve bu düzenin kalıcılığına dair inancı, yaşama isteğini öldürür.

Satranç adlı öyküsü, yaşamın sert koşulları neticesinde, deliliğe karşı savaşan bir karakteri anlatır. Öyküde; bir satranç şampiyonu ile konunun meraklılarının gemi yolculuğu, insanın egosunu ve hırslarını sorgulayan bir oyuna dönüşmüştür. Tahtanın bir tarafında şampiyon, öteki tarafta diğer tüm yolcular saf tutar. Tek bir insanın yeteneği ve kudreti altında ezilen insancıkları seyrederiz. Üstelik şampiyon, insani yönleri törpülenmiş bir Hitler yansımasıdır ve bu durum ezilenlerin vahametini arttırır.

Bu noktada, Dr. B. ile tanışırız. Yenilgiden bıkmış insan topluluğuna umut olan bu adam, oyunun gidişatını değiştirir. Bir süre sonra şampiyon, sadece kalabalığın arkasına saklanan Dr. B ile oynamaya başlar. Bu kendini saklama, yaşanmışlıkla ilgilidir.

Dr. B’nin geçmişi, öykünün sarsıcılığını arttırır. Şampiyonu dize getiren bu adam, aslında ilk kez satranç oynamaktadır. Hitler dönemi işkencelerinden nasibini almış olan Dr. B, yıllarını geçirdiği hapis odasında, bulduğu satranç kitabını ezberlediğinden bu denli bilgilidir. Delirmemek için sahip olduğu tek şeye odaklanmıştır.

Dr. B, ömrünce beynine kazımak zorunda olduğu tek bilginin, insanların gözündeki değerinin farkında bile değildir. Yıllarca odaklandığı ve belki de ölmemek için tutunduğu bu oyunu, beyninde üç boyutlu olarak oynayabilecek seviyeye gelmiştir. Beynini ikiye bölerek kendi kendisiyle oynayabilmektedir. Bu yalnızlık oyunu, loş hücresinde yaşlanan Dr. B için hayatta kalabilme biçimine dönüşür. Sıradan bir adam deli olmamak için dâhi olmuştur.

“Elimden her nesneyi almışlardı. Zamanı bilmeyeyim diye saati, yazı yazmayayım diye kalemi, bileklerimi kesmeyeyim diye bıçağı… Sigara gibi en ufak bir sakinleştirici bile benden esirgendi. Tek bir söz söylemesine ve tek bir soruyu yanıtlamasına izin verilmeyen gardiyandan başka bir insan yüzü görmedim, bir insan sesi duymadım; göz, kulak bütün duyular sabahtan geceye, geceden sabaha kadar en ufak bir besin almıyordu, insan kendi kendisiyle, kendi bedeniyle ve masa, yatak, pencere, leğen gibi dört-beş dilsiz nesneyle çaresizlik içinde tek başına kalıyordu. Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu…”

Arda Yas

Deli Edebiyat

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: