Kırılgan Edebiyat

Kürk Mantolu Madonna’nın Raif Efendi’si, Türk edebiyatında belki de kırılganlığın en yakıştığı edebi figürdür. Merak uyandırmayan ve kendi hiçliği içinde kaybolmuş bir erkek portresi çizilmiştir. Ancak romanın akışı içerisinde Raif’in geçmişi tanımlanırken, içinde kopan fırtınalar karakterini yeniden şekillendirir. Hatta bu sayede, çevremizdeki içli insanların gerçek hikâyelerini meraka sürükleniriz.

Raif, tahammülü zor bir hayatın içinde, olağanüstü ölçüde itaatkâr bir yaklaşım sergilemektedir. Bu tutum, zayıf bir kişiliğe bağlanamaz. Aksine o suskun adamın, içine yol alan duyulmaz bir haykırışı vardır. Hayatın bir noktasında, yaşamayı bırakmıştır Raif. Konuşmayı ve paylaşmayı da… Fakat o geçmiş noktada öylesine yoğun bir yaşanmışlık vardır ki, yeni bir anıya ihtiyaç duymamaktadır.

Izdırap ya da keder izleri taşımayan satırlar, bizi sadece incelikli bir hüzne kavuşturur. Gençliğin acı dolu yalnızlığından, olgunluğun ferahlatan yalnızlığına yol alırken okunduğu takdirde, tadı zenginleşen bir kitaptır elimizdeki… Edebiyatın içinde kimi zaman küçümsenen aşk temasını Raif’in gözleriyle gördüğümüz doyumsuz bir tabloya dönüştürür. Kelimelerin arasında kilitli kalır ve tıpkı Raif gibi bu tutukluluğun içinde özgürleşiriz.

Romanın kadın karakteri Maria Puder, hikâyenin imgesidir de… Bir resim olarak tanırız onu ve bu resim Raif’in vuslatıdır. Cisimleşmesi gerekli değildir. Raif’in güçlü iç dünyası, Maria’yı tüm gerçekliklerden yoğun kılar ve “gerçek” Maria’yla tanıştıktan sonra da duyguları yıkıntıya dönüşmez, aksine sağlamlaşır. Önce bir ruhu sevmek ve sonra bedenine dokunabilmek mucizesidir bu…

Eserin yaratıcısı Sabahattin Ali, karakterleri öyle sahici kılmıştır ki, dış hayatta rastladığımız olgun yaşta ve naif özellikli her erkekte Raif Efendi’yi ararken; baktığımız her soluk tenli kadın portresinde Maria Puder’le karşılaşırız. Bu anlatım, dönemin melodramla yoğrulmuş aşk romanları içinde bir çığır niteliğindedir. Çağdaş Rus edebiyatı nasıl ki Gogol’ün Palto’sunu giymişse, çağdaş Türk edebiyatı da Ali’nin mantosunu giymektedir. Kürk Mantolu Madonna, tanıdık sevda öyküsünü yeni bir biçimle okura sunmasıyla modern edebi yaklaşımın öncüsü olacaktır. İçsel, yoğun, insan aklının ve ruhunun derinliğinden beslenen “kırılgan” bir edebiyatın… “Hayatımda hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar genişlediğini hatırlamıyorum. Bir insanın diğer bir insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu?..” cümlesidir Maria ile Raif’in hikâyesi… Çünkü “bir insan, bir insana herhalde yeterdi…” 

۞۞۞

İki kişilik dünyaya odaklı bir diğer roman Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam”ıdır. Aşkın “B” hâlinin peşindeki C’nin hikâyesini okuruz. İsimlerin yerini harfler almıştır. C, edebiyatımızın ayrıksı karakterlerinden biridir. Varoluşsal sorunları vardır ve ancak B hayatına dâhil olursa tamamlanacağını düşünmektedir. Aylak olabilme lüksünün, paralı olabilme ayrıcalığından geçmesi C’yi okura yabancılaştırır. Fakat C’nin maddiyatı araç haline getirmesi ve dış dünya zevkleriyle tatmin olamaması bu yargıyı zayıflatır. Aylak Adam, bir ulaşamama öyküsüdür. Ancak ne istediğini bilmeyen bir adamın değil, aksine aradığını tüm ayrıntılarıyla şekillendiren bir adamın yalnızlığını anlatır. B, C’nin zihnindeki idealin öznesidir. Öyle ki bu idealin peşindeki C, kendine koşullar yaratır. Belirleyicisi olduğu zaman ve mekânlarda bir sinema kuyruğuna girer, lokantada oturur ya da meydanda beklemeye koyulur. B, o gün o saatte orada olacaktır. Giysisinin rengine kadar tanımladığı bu kadınla kesişecek yolun arayışındadır.

Yanlış yerde bekleyenlerin romanıdır Aylak Adam… Belki sinema yerine pastaneye gitmesi gerekenlerin ya da Pazar günü yerine Salı günü çıkması gerekenlerin tesadüflere dayalı öyküsüdür. Olasılıklarla örülü yaşamlarımızda karar vermenin sonuçlarını sorgulatır veya karar verememenin ruhta yarattığı erozyonu gözler önüne serer. Gidilen yol, mantıkla düş arasında bir patikadır.

C’yi hayalcilikten uzaklaştıransa B’nin gerçekten varolmasıdır. C karşılaşamasa da, okur B’nin varlığını bilir. Bu bilinç, romanın son cümlesine dek ve hatta sonrasında umudun sürükleyicisidir. Üstelik B’ye ulaşmak, beklenen doyum noktası olduğundan ve bu mutluluğun ömürlük olamayacağından, asıl yolculuk ulaşamamaktır. Gecikmek, zamanla bağıntılı olarak, olası mutluluğu da çoğaltmaktadır.

Toplumun geneline uyumsuz pek çok yönü vardır C’nin. Hayatına dâhil olan kadınları haksız biçimde kırdığı olur. Okurken ona kızabilirsiniz, sevmeyebilirsiniz. Fakat çocukluğudur, insanın tabiatına şekil veren. C, annesiz büyümüştür ve babası ona karşı ilgisizdir. Tek dayanağı, teyzesidir. Onun için huzurun kaynağı olan bu kadına duyduğu sevgi, ileri yaşlarında ödipal bir dengesizliğe yol açacaktır. C, her kadında teyzesini arayacak ve B’yi bulana dek acıları dinmeyecektir. Kızdığınız C’yi çocukluğuyla affedersiniz. Çünkü isyankâr ve umarsız görünüşünün altında kırılgan bir ruh yatmaktadır. Üstelik kendisini ve içinde büyüttüğü sevgiyi anlatabileceği kimsesi yoktur. “Sustu. Konuşmak lüzumsuzdu. Bundan sonra kimseye ondan bahsetmeyecekti. Biliyordu, anlamazlardı.”

   ۞۞۞

Modernist edebiyatımızda, kırılganlık teması farklı biçimler kazanır. Sabahattin Ali en kısa yol olan romantizmi kullanırken, Yusuf Atılgan tedirgin edici ve kolay sindirilemeyecek bir yönü tercih etmiştir.

Oğuz Atay, söz konusu iki kitabın açtığı yolu izleyerek ve yeni icatlar çıkararak, kırılgan edebiyatın başyapıtı sayılabilecek Tutunamayanlar’ı, zaten kafası karışık olanların dikkatine sunar. Orhan Pamuk, “bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti” sözünü bu kitap için kullanmıştır. Gerçekten de, dikkatli okunursa hayatı değiştirebilme mucizesine sahip eserlerden biridir.

Kitabın başından sonuna “ölü” olan Selim Işık, yaşayan karakterlerden daha etkilidir. Selim, kırılganlığın vücududur. Düşünmeye, yaşamaktan daha fazla vakit ayırır. Tıraş olmak, tırnak kesmek, yıkanmak gibi günlük sorumlulukları angarya gibi görür. Aslında Selim, vücudun gereksizliğini ima etmektedir. Akıl ve ruh yeterlidir. Bu yüzden tutunamamış ve intihara sürüklenmiştir. Oysa arkadaşı Turgut Özben, Selim’in yapamadığı her şeyin temsilcisidir. İş hayatında başarılı olmuş, arkadaş edinmiş, aile kurmuş, kısaca tutunabilmiştir. Ancak Selim’in ölümü ile Turgut’un uyanış süreci başlar. Sahip olduğu hayat, ne kadar kendisinindir? Turgut Özben kimdir ve kendinden ne kadar uzaklaşmıştır? Daha pek çok soru ve Selim’in hayaletinin eşlik ettiği iç ve dış yolculuk başlar.

Tutunamayanlar, tutunabilecek her şeye sahipken tutunmamayı tercih edenleri anlatır. Zorunluluk değil, seçim söz konusudur. Pek çoğumuz hayatımızın bir yerinde durup “ben ne yapıyorum” sorusunu kendisine sormuştur ama daha azımız cevap verebilmiş ve çok azımız cevaptan sonra hayattaki yönünü değiştirme cesaretini gösterebilmiştir. Yaşarmış gibi yapmaktan, iyiymiş gibi yapmaktan, aldatmaktan ve aldanmaktan bir vazgeçiştir bu…

İzlerini takip ettiğimiz yol göstericimiz olan Turgut, küçük burjuva dünyasının sahteliğini keşfederek, topluma ve düzene yabancılaşan aydını temsil etmektedir. Kimseyle paylaşamadığı düşüncelerini aktarabilmek için kendisine bir alt benlik oluşturur. Edebiyatımızın kült figürü Olric’in Turgut’la olan ilişkisi Don Kişot – Sanço Panza yakınlığına benzetilebilir. “Bu yol nereye çıkar Olric? Hiçbir yere efendimiz… Hiçbir yer neresidir Olric? Doğru yerdir efendimiz… Gidelim mi? Vardık efendimiz…”

Olric, bir savunma mekanizmasıdır. Selim’in boşluğunu doldurmak için var edilmiştir. Turgut; yaşamayı bilmeyen Selim’de, aradığı yaşam ışığını bulur. “Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” 

Arda Yas

Kırılgan Edebiyat   

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: