Örümcek Adam, Fikret Kızılok, Attila İlhan ve Diğerleri

Bilgisayar oyunlarına yetişemedim. Akülü arabaları, maket uçakları, süper kahraman kostümlerini kaçırdım. Büyük alışveriş merkezleri de yoktu çocukluğumda, çok salonlu sinemalar, üç boyutlu filmler yoktu. Semtimize halı saha, mahalle bakkalına kutu kola ve evimize renkli televizyon geldiğinde bile çocuk değildim.

Kocaman 2,5 kuruşları hatırlarım. Elvan gazozunun eşsiz tadını, içinden Bruce Lee resimleri çıkan sakızları ve yaptığım ilk kızağı… Biraz dedemin yardımı ve çokça/çocukça çalışmamla mahallenin en güzel kızağı olmuştu. Onun üzerinde geçirdiğim mevsimse, ömrümün en güzel kışı… Bir de, hiç kuş vurmadığım sapanım vardı. Kırbaçlı topacım, telli arabam, rengârenk misketlerim ve incir ağaçları… Dallarına tırmanıp Tarzan çığlıkları attığımız…

“Gece Kuşları”ydık biz, bir avuç çocuk… Lacivert boyalarla adımızı yazdık, gri duvarlara. Ayrı düştüğümüzde, baykuş sesiyle çağırdık uzağımızdakini. Yoktu birbirimizden farkımız, duvarlar olmadı aramızda.  Gökyüzüne daha sık bakardık, yıldızlar daha parlaktı. “Gece Kuşları”ydık biz, bir avuç çocuk…

Bedenimden taşıp, evrene sığmayan hayallerim vardı ve onları besleyen çizgi romanlarım. Mister No, Kızılmaske, Conan… Fakat en çok Örümcek Adam… Çocuklar, kollarını açıp “bu kadar seviyorum” derler ya; işte o kadar severdim onu. Okumayı bilmeden başlamıştım, resimlerinden anlamlar çıkarmaya. Kendi öykülerimi yazmıştım, çizgilerin üzerine. Derken kelimeler anlamlandı ve konuşma balonları doldu. Ders çalışarak çürütmediğim dirseklerimi, Örümcek Adam okuyarak çürüttüm yıllarca. Hep inandım, bir gün Örümcek Adam olacağıma. O, radyoaktif örümceğin beni de bulup ısıracağına… Kendi yaptığım kostümü giyer ve “suç” beklentisiyle yaşardım. Süper gücü, hayalgücü olan tek kahramandım.

Derken büyüdüm. Resimli kitapların yerini yazılı kitaplar, Örümcek Adam’ın yerini Raskolnikov’lar, Selim Işık’lar aldı. Çizgi romanlarım atıldı, satıldı, yok oldular. Çocukluğumun düşsel hatırası, dostum örümceği unutmaya yüz tutmuştum ki… Bir gazetede çıktı karşıma. “Örümcek Adam öldü” yazıyordu. Amerikanizm, satış kaygısıyla kendi kahramanının da canını almıştı.

Örümcek Adam öldü… Onunla birlikte çocukluğum öldü. Ellerimle yaptığım kızağım, incir ağaçlarım, çocukluk arkadaşlarım, yıldızlı gökyüzüm, lacivert boyalı gri duvarlar ve hayallerim öldü.

۞۞۞

Üniversite yıllarıydı. Saçlarım uzun, sakallanmışım. Yeni bir hayat, başka bir ben… Bilardo salonları, müzikli barlar, korsan kitap tezgâhları, çayını ve sohbetini yudumladığım filozof kitapçı.  Kızların güzelliğine kapılıp gitmek varken dünyayı kurtarmalar ve yeni türeyen cep telefonlarına karşı serin duruş. Böyle şeylerdi yaşamaktan anladığım. Oysaki 80 sonrası apolitize edilmiş ilk kuşaktandım. Çevremi sarmıştı Amerikan filmleri, giysileri, yiyecekleri ve sigarası. Çocukluk kahramanım bile Amerikalı. Ne kadar sahici olabilirdi, bunların üzerine geçirilmiş bir asker parkası?

Bir grup “kendim gibi”yle saatlerce tartışır, düşüncelerimi felsefe sanırdım. Hep güzelliğe çalıştırırdım aklımı ama gençtim… Ve büyüyemedim hatalar yapmadan. Atılan ilk yumruk, yenilen ilk yumruk… Hangisi daha çok acıttı bilemedim sonradan.

Diğer yandan bir müzik sevdası, biriken cd’ler… Adları bilinmeyen bir yığın grup. “Ben farklıyım” imajının dayanılmaz cazibesi.  O yıllarda tanıştım Fikret Kızılok’la. Önce kasetleri, sonra cd’leri geldi. Müziği hem isyankâr hem dingin, öylesine bendendi ki.

Hep bir ağızdan söyledik şarkılarını, sokak lambalarının altında. “Why High One Why”la coşkulandık, “Bu Kalp Seni Unutur mu?”yla duygulandık, “Ben Gidersem”le düşüncelere daldık ve zamanın dışına taşıp, geçmişe boyandık. Büyüdük, çoğaldık.

Gitara başlama sebebimdi Kızılok. Kurulan ve dağılan ilk grup… Kısa sürdü akustik düşlerim. Ne gitar çalabildim onun gibi, ne isyankâr olabildim. Yıkandığı denizin kıyısında, çıplak ayak gezindim.

An’ı, anıya çevirir zaman. Geride kaldı okul yıllarım. Önce Pink Floyd’la değişime uğradı müziği algılayışım. Sonra cazla donandı ruhum ve cd rafım. Yıllar geçtikçe daha az dinlenir oldu Kızılok şarkılarım. Derken; bir zaman, bir mevsim, bir gün… Bir gazete sayfasında, küçük puntolarla haberini aldım. Bu boyut layık görülmüştü, o boyutlara sığmaz adama ve daha fazla tutamamıştı kalbi onu, bu çürük hayatta. Sevmişti, olmamıştı… Bir dünya istemişti kardeşçe, olamamıştı… Sonunda kalbi onu, o bizi bıraktı yarı yolda.

Fikret Kızılok öldü… Onunla birlikte gençliğim öldü. Çalmayı başaramadığım gitarım, haykıramadığım isyanım, sokak lambalarım, akustik düşlerim, filozof kitapçım ve fikirlerim öldü.

۞۞۞

İş yaşantısı başlamadan, anlamıyor insan yaşamak eyleminin özünü. Önce büyük sözler geride kalıyor, sonra büyük hayaller. Güya saçımı kesmeyecektim, kravat takmayacaktım. İkisini de yaptım… Güya işim yazmak olacaktı, inandığımı yaşayacaktım. İkisini de yapamadım… Başka işlerde çalışıp, yazılarımı kendim için yazdım.

O günlerde tanıştım Attila İlhan şiiriyle. Müstesnaydı yeri. Çünkü görülemeyen, tutulamayan aşk imgesini duyumsuyordu adeta ve şiirine bir elbise gibi giydiriyordu sevdalarını. Bu yoğunluk, henüz aşkı anlamlandıramamış olan aklımı cezbediyordu. Ezberime aldım şiirlerini. Daima yüksek sesle okudum, nefesimle dokundum… Yazıldılar odamın duvarlarına. Ben de sevdim Belma Sebil’i, Aysel’i, Pia’yı… İmrendim onun aşklarına. Bugün dönüp bakıyorum da, ben önce Attila İlhan’ın şiirlerine âşık olmuşum… Sonra kadınlara…

İşte bu gizli vakitlerde, odamın duvarlarını aşıp, şiir cumhuriyetine firar ederken; bir yandan devran dönüyor ve “varolmak” denilen ağır görev sürüyordu. Hissedemediğim bir yaşamın içinde, üstelik o tuhaf döngüyü hissedebilen bir kalabalığın ortasında yapayalnızdım. Tüm bu keşmekeş yetmezmiş gibi bir de o siyah saçlı, mavi gözlü kızı tanıdım. Bir insan bedenini; fikirlerden, akıldan ve hatta sanattan daha fazla sevebilmek mümkünmüş… Onu tanıyınca anladım.

İlk aşk nedir bilir misiniz? Bu soruyu, kendinizden emin cevaplayabilir misiniz? Herkesten itinayla sakladığınız, içinizde filizlenen ilk heyecan mıdır ilk aşk? Yoksa elini tuttuğunuz, ilk kez öptüğünüz müdür? Ya da tenler mi tanımalıdır birbirini, aşk bütününe erebilsin diye? Ben, tüm bu soruların cevabını gözlerimin karanlığında buldum. Kapayın gözlerinizi, aşkı düşünün… Geçmişten kimin yüzü tüm canlılığıyla önünüzde beliriyorsa, o sizin ilk aşkınızdır. Benim ilk aşkım siyah saçlı, mavi gözlü kızdır.

Kasetler soykırıma uğramamışken, doldurduğum kasetin sonunda sözcüm olmuştu İlhan. Seslenmiştim siyah saçlı, mavi gözlü kıza “ne vakit bir yaşamak düşünsem / bu kurtlar sofrasında belki zor / ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden / ne vakit bir yaşamak düşünsem / sus deyip adınla başlıyorum / içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin / hayır başka türlü olmayacak / ben sana mecburum bilemezsin” O kız,  “küçük harflerin büyük şairi”nin hediyesidir bana. Seneler geçti, ödeyemedim ama… Bir sevda borcum kaldı Attila İlhan’a.

Yıllar sonra bir zaman aralığı… Geride kalmış siyah saçlı, mavi gözlü kız. Birikmiş rengi farklı anılarım. Siyahı geceme, maviyi gündüzüme sarmışım. Aşktan uzaklaştıkça, şiire yaklaşmışım. Cemal Süreya ile ruhuma sızmış soyut imgeler. Metin Altıok’tan sonra ise iflah olmamışım. Fakat ne olmuş, ne değişmişse, tertemiz kalmış odamın duvarları. Nefesim… Hep içimde patlamış. Yıllar sonra o zaman aralığı… Televizyondan yayılan bir uzak ses… Attila İlhan öldü… Tanışamadan, Pia’yı konuşamadan… O öldü… Onunla birlikte acemi yetişkinliğim öldü… Duvarlarıma yazılan şiirler, büyük duyguları simgeleyen küçük harfler, mecbur kalınan sevdalar, kaydettiğim son kaset, ödenemeyecek borcum ve ilk aşkım öldü.             

Örümcek Adam, Fikret Kızılok, Attila İlhan ve diğerleri… Hayatlarımızın içinde ne çok kahraman gizli… Bıraktıkları bazen küçük, bazen büyük mucizelerle… Söyleyin, kimdi sizin ömürlük misafiriniz? Siz, kimi kendi yaşamınıza katıp, öyle sevdiniz?

Arda Yas

Attila İlhan ve Diğerleri

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: