Batı Cephesinde Yeni Bir Şey “Var”

İskoç yazar Robert Ballantyne’ın yazdığı Mercan Adası, esrarengiz bir adaya düşen üç çocuğun varolma savaşını olumlu bir bakış açısıyla sunar. Bu görüşe göre zor şartlar, insanın özünde taşıdığı iyiliği ve erdemi bozmamaktadır. Daha realist bir çizgiye sahip olan Sineklerin Tanrısı ise İngiliz yazar William Golding’den gelen bir karşı tezdir. Eserde; benzeri bir adaya düşen saf ve iyi niyetli çocukların, güç koşullar karşısında geçirdikleri dönüşüm etkili bir dille anlatılır. İnsanoğlunun kökenindeki kötücül maya vurgulanmakta ve yaşamın sunduğu sınavlar, özde varolan vahşeti açığa çıkarmaktadır.

İnsanlar, Yin-Yang sembolündeki gibi hem iyiliği hem de kötülüğü içlerinde barındırırlar. Kişiliği ise baskın taraf oluşturur. İyi ve kötü arasındaki sonsuz mücadele, bireylerin beyninde hayat bulmaktadır. Bu noktada güç-güçsüzlük, cesaret-cesaretsizlik dengesi tarafların aktif dağılımını etkiler. Sineklerin Tanrısı’ndaki Jack karakteri güçlüdür ve kötüdür. Ondan korkan diğer çocuklar da “mecburen” kötü tarafı seçmek zorundadırlar. Çünkü güçsüzlük, cesareti gölgeler.

Gezi Parkı direnişçilerinden Duran Adam, konuya iyi bir örnek oluşturur. Öncelikle Duran Adam’ın resmini doğru okumak gerekir. Modern görünümlü, genç bir adamdır karşımızdaki. Belki önceki kuşak için dış görünüşü alışıldık değildir. Uzun saçlarını atkuyruğu yapmış, gömleğinin bir bölümünü pantolonundan sarkıtmış ve cep telefonuna bağlı kulaklığından müzik dinlemektedir. Önünde duran sırt çantasında ise epey miktarda su ve yiyecek vardır. Belli ki durduğu yerde uzun kalmak için gelmiştir. Görünürde pasif bir eylemdir bu. Oysaki bu eylemi yapan adam, kıvrak zekâsından dolayı övgüyü hak eden bir aktivisttir. Çünkü “eylem” sözcüğü olumsuz çağrışımlar yaratabilir. Doğru yapıldığı takdirde demokratik bir hak olan bu ifade, yanlış yapıldığında isyankâr ve savaşçı bir anlam kazanabilir. Duran Adam, işte bu anlamda akıl dolu bir eylemin figürüdür. Öyle ki içinde şiddet, nefret ve korku barındırmayan; aksine incelikli bir saygıyı barışçıl ve şık bir mesajla ileten duruşuyla sadece ülkemizde değil, pek çok ülkede ilgi odağı olur. Bir insan, konuşmaktan feragat ederek sözün kendisi olmuştur. O ana dek hiç konuşmayanların ilk sözcüklerini sarf ettikleri yer, aslında sözün sonlandığı yerdir.

Bu durum, Ölü Ozanlar Derneği’nin finalini anımsatır. Öğrencilerden en cesaretlisi ya da susmaktan en bıkanı edebiyat öğretmenlerinin okuldan haksız gönderilişini protesto için sırasının üzerine çıkar ve bir duruş sergiler. Tek başınadır. İkinci bir kişinin desteğinin beklentisi içinde de değildir. Emin olduğu şey, o sıranın üzerine çıkmazsa, ömrü boyunca insanlığını sorgulayarak yaşayacak oluşudur. Ancak tavrı etki yaratır ve diğer öğrenciler de sıralarının üzerine çıkmaya başlar. Duran Adam, sıraya çıkan ilk çocuktur. İsmi yoktur. Kimliği önemsizdir. Bir ifade biçimi sunmuştur sadece.

Kırmızılı Kadın ve Siyahlı Kadın gibi diğer simgeler de, aynı hesapsız öncülüğün kahramanlarıdırlar. Buradaki önemli unsur, kadın cinsiyetinin ikon oluşturmasıdır. Jeanne D’arc gibi spesifik örnekleri saymazsak, çatışma ortamlarında öne çıkabilen kadın figürlerine tarih boyunca sık rastlanmaz. Bu durum, ayrı bir yazının konusunu oluşturabilecek cinsiyetçilik sorunuyla ilgili olabilir ya da kadınların yapısal ve ruhsal farklılıkları da etken sayılabilir. Ancak “çatışma” yerine “ifade etme” çabası söz konusu olduğunda cinsiyet ayrımı, yerini insan olma bileşkesine bırakır. Bu noktada kadının zarif yansıması, görselliği hem naif hem de etkili kılar.

Gezi ruhu, belki Woodstock ruhuna da benzetilebilir. Yıllarca apolitik oldukları için küçümsediğimiz yeni kuşak, bize politize olmanın gerekliliğini sorgulatmıştır. Tıpkı Çiçek Çocuklar gibi siyaset üstü bir duruş sergilemeleri, önceki kuşaklar için duyarlılığın alışılmadık bir ifadesidir. Gençler, şiddeti ve siyaseti dışlayarak gerçekleştirdikleri toplumsal ve hatta küresel etkiyle saygıyı hak etmişlerdir. Üstelik iki cinsiyetin, farklı dünya görüşlerinin ve kültürlerin oluşturduğu resmin, anlamı da zenginleşmektedir.

Yazılı ve görsel basın ise ilgisiz ve detaylardan yoksun bir yaklaşım içerisindedir. Bu vurdumduymazlık, çabaları gösterildiği yerde bırakacaktır. Ancak yeni bir aktivizmin şekillenmesiyle, hareket sesini duyurmayı başarır. Bu satırların yazarının da dâhil olduğu azımsanmayacak bir kitle tarafından eleştirilen Facebook, Twitter ve blog sayfaları gibi sosyal platformlar, yeni sesin iletişim kanalları olurlar.

Sosyal medya, kişisel blog sayfaları ve forum alanları yeni bir habercilik anlayışını da beraberinde getirir. Artık her birey habercidir. Her kamera ve cep telefonu haber aracıdır. Dijital aktivizm, kısa sürede majör medyaya alternatif oluşturur ve hatta rekabette öne geçer. Büyük gazeteler, internet sayfaları oluşturarak rekabete dâhil olurlar. Newsweek gibi köklü bir haber dergisinin, basılı yayından e-dergiye dönüşü ise ilk büyük teslim bayrağıdır.

Sansür, etkisini kaybetmiş ve özgürlüğe teslim olmuştur. Ancak çokseslilik, her kafadan bir sese dönüştüğünde bilginin doğruluğu tartışılır hale gelecektir. Tek handikap, bu da değildir. Öfkenin ve radikal yaklaşımların kontrolsüzlüğü ve kimliği gizli bireylerin fütursuz paylaşımları, yenilik düşmanlarının en büyük kozlarıdır. Fakat başlangıçtaki kaos, yerini bilinçli kullanıma bırakır. Çünkü sosyal medya, kişiselliği önemsemiştir. Arkadaş listeleri kişilerin denetimindedir ve beğeni dışı olanlar elimine edilir. Bloglar ise çeşitlilik gösterdiğinden, nitelikli olanlar ayakta kalacaktır.

Sanal âlem, yazının başındaki ada gibidir. Dünya küçülmüş ve farklı ırk, kültür, din ve dilden insanlar yakınlaşmıştır. İyi ve kötü kavramları yine varlık gösterecektir. Fakat kaba kuvvet ve zorbalığın geçersizleştiği bir ortamda, kimse Jack gibi karakterlerden korkmamaktadır. Korku toplumu, sanal gerçeklikte sürdürülemez.

Ülkemiz parantezinde dijital aktivizm, eğitimlede doğrudan ilgilidir. Sosyal medya, eğitimli kişilerce daha işlevsel kullanılmaktadır. Bilginin değer kazanması açısından, bu önemli bir etkendir. Gezi olayları; Duran Adam gibi karakterlerden ziyade bu kitle sebebiyle güce dönüşebilmiştir. İşleyen bir sistem söz konusudur. Birbirini tanımayan insanların bir istihbarat teşkilatı gibi hareket etmesiyle gerçeğe ulaşmak kolaylaşmıştır ve bilgi, hiç olmadığı kadar şeffaftır.

Bu satırların yazarı gibi kâğıt tutkunları için yazılı basının yitişinin kabulü zordur. Ancak holding çatısı altına girmiş ve mesleki ilkelerini göz ardı eden bir yapının, savunulacak tarafıda kalmamıştır. Gerçeği takip edebilmek için gazete yerine Twitter’ı ve blogları tercih edenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Erich Maria Remarque’ın sonradan sinemaya da aktarılan Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok adlı eseri, tutucu öğretmenlerince vatanseverlik duyguları kışkırtılan Alman gençlerinin, 1. Dünya Savaşı’na katılışını ve savaşma psikolojisi altında nasıl ezildiklerini çarpıcı bir biçimde anlatır. Kitabın başkarakteri Paul Baumer’in ağzından, askerin psikolojisi şöyle aktarılır: “On sekiz yaşındaydık. Tam yaşamaya ve dünyayı sevmeye başlamıştık ki bizi dünyayı yok etmekle görevlendirdiler. İlk bomba bizim yüreğimizin içinde patladı. Çalışma, çaba, ilerleme dünyasıyla ilişkimiz kesildi. Böyle şeylere inanmaz olduk. Biz yalnızca savaşa inanıyoruz artık.

O savaşta, beyinleri yıkanan binlerce Alman genci yaşamını yitirir. Devrin yaygın iletişim gücü olan radyolar ise Alman hükümetinin yaptırımıyla ölüm haberlerini gizler. Anne ve babaların tepkilerinden çekinen hükümet, radyolarda şu yayını yaptırır: “Batı cephesinde yeni bir şey yok…”

2. Dünya Savaşı sırasında Hitler tarafından tehlikeli bulunup yaktırılmasıyla, kitap bir kez daha gündeme gelecektir. Hitler’in tutunduğu ırkçılık, romanda reddedilmekte ve çürütülmektedir. Tüm diktatörler gibi farklı seslerden korkan Hitler, yok etmeyi çözüm yolu olarak görür. Ancak 40’lı yıllar bitecek ve kendisi yok olacaktır. Irkçılık veya bir ırkın üstünlüğü mantalitesi ise her dönem varolmuştur ve varolacaktır. Ancak gelişen teknoloji ve sanal iletişim ile doğan platformlar, baskıcı kuvvetlerin işini zorlaştırmaktadırlar. Yeni neslin mizah duygusuyla birleşen çok seslilik sayesinde artık denebilir ki: Batı cephesinde yeni bir şey “var”.

Arda Yas

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Var

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: