60’ların Mütevazı “Hayat”ından, Modern Çağın “Tempo”suna

60’lar, özgürlük kavramının hayata şekil verdiği yıllardır. İnsanoğlu Dünya’yı aşarak Ay’a ayak basmış, en büyük özgürlükçülerden Martin Luther King Nobel almış, Kennedy siyaset sahnesine çıkmış ve Rock yıldızları yeni düşüncenin simgeleri olmuşlardır. Vietnam Savaşı en önemli uluslararası gelişmeyken, benzer ölçüde başka bir çatışma görülmez. Çünkü 60’lı yıllar, savaş karşıtı hareketlerin zamanıdır. Tüfek namlusuna çiçek takan, hassas çiçek çocukların dönemidir. Bu toplumsal etki; sanatı, uyuşturucuyu ve cinselliği sınırsızca yaşayan bir kuşak oluşturur. Fakat Amerika’dan doğan bu kültür, Avrupa’ya daha farklı yansımakta, 68 kuşağı doğmaktadır.

İlk hareketler, Fransa’daki öğrenci eylemleridir. Latin Amerikalı devrimci Che Guevara’nın öldürülmesi de, bu olaylara neden olarak gösterilebilir. Türkiye’deki 68 hareketleri ise belirgin bir siyasal içeriğe sahiptir. Amerikan 68’inde de hayata ve düzene karşı bireysel başkaldırı vardır. Ancak Türkiye’de bir değişim kültürü işlev kazanır. Bu kültür, Kuvayi Milliye ruhunun getirisidir. Yoktan varedilmiş bir cumhuriyetin mirası, bizi diğer 68’lilerden ayırmıştır.

60’lar, sanatın da her alanda geliştiği ve yenilendiği yıllardır. İngiltere’den yayılan yeni Rock müziği, Elvis Presley’nin öncüsü olduğu Rock’n Roll’un tahtına oturur. İngilizlerin Beatles’ına karşı; Amerika’dan The Doors gibi gruplar çıkmıştır. Tüm bu şarkıcılar, özgürlük şarkılarıyla gençliğe sözcülük yapmaktadırlar. Türkiye’de ise Anadolu Rock doğmuş, Cem Karaca gibi sanatçılar başarılı bir sentez müzik oluşturmuşlardır. Aynı dönemde, Cemal Süreya’nın önderliğini yaptığı 2. Yeni akımı, Türk şiirine yön vermiştir. Sanata hakaretin olmadığı, şiirin, duygunun ve romantizmin değer taşıdığı günlerdir. Şarkılardan tutulan fallar, yazlık sinemalar, aşk mektupları ve “Rumuz: Goncagül” o günlerden kalmadır.

Türkiye’de, moda kavramı ilk kez ortaya çıkmıştır. Giyimde, kişisel bakımda tercihler oluşmuş ve Batı’nın büyüsü önce Türk kadınını, sonra da Türk insanını sarmaya başlamıştır. Mini eteklerin ve Fransız parfümlerinin revaçta olduğu dönemdir. Bacak dekolteli genç kızlara, trençkotlu delikanlılar eşlik eder. Gençler, Hollywood’un ve Avrupa sinemasının cazibeli yıldızları gibi görünmek istemektedirler. Öte yandan iki darbe arası günlerde, radyoda “ajans” adıyla bilinen haberler kaçırılmamakta ve evlatlarının yaşadığı cepheleşme aileleri huzursuz etmektedir. Türkiye, ne yazık ki alışması gereken bir kutuplaşmanın ilk örneğiyle karşı karşıyadır. 60’lar, geçen sancılı süreçte, umudunu korumaya çalışan insanların da dönemidir.

60’ların gözde dergisi “Hayat”, dönemin yaşam tarzı belirleyicisidir. Fakat eğlenceli formatını esneterek arşiv değeri taşıyan ciddi yazılara da yer vermiştir. Bu içerik, Türkiye’de meydana gelmiş üç darbeyi de yaşayan bir yayının kaderinde ve sorumluluğundadır. Dergi incelendiğinde, toplumdaki değişim açık biçimde görülebilir. Sayfalarında, saflıklarını kaybetmemiş insanlara yönelik yazılara sıkça rastlanır. Örneğin, kadınların yerine ev işlerini yapacak robot haberleri belli aralıklarla verilmektedir. Henüz televizyonla bile tanışmamış Türkiye’de, bu insansı android haberlerine inanabilecek naiflikte insanlar yaşamaktadır. Umutlarla beslenen ve düş kurabilen bir toplumdur bu. Radyo tiyatrosunun, Karagöz ve Hacivat’ın, Orhan Boran’ın Yuki’sinin önemli eğlenceler olduğu, hayalgücünün fotoromanlar ve çizgi romanlarla zenginleştirildiği günlerdir. Gidenin arkasından su dökmek, papatya falına bakmak ve Yeşilçam sinemasının bugün komik saydığımız pek çok şeyi, o günün gerçeğidir.

Dergi, henüz sosyete kavramının yerleşmediği günlerde dönemin sosyal yaşantısına da yön verir. Yayınlandığı yıllarda yoğun bir ilgiyle karşılanmış ve küçük bir dergi medyası grubuna dönüşmüştür. Özellikle Hayat ve Ses dergileri, Yeşilçam’ın ve “hafif” müziğin pek çok yıldızının ortaya çıkmasında, yarışmalar veya haberler vasıtasıyla etkili olmuştur. Kısacası 60’lı yıllarda hayat… “Hayat”tır.

۞۞۞

2000’li yıllar ise bambaşka bir yaşamı ve idealleri beraberinde getirir. Bir fikrin ya da düşün peşinden toplu halde gidebilmek anlayışı gerilerde kalmış ve bireysel yaşam daha cazip hâle gelmiştir. Yeni heyecan, teknolojidir… Siyasi tabloya bakıldığında, Körfez Savaşı’nın sonuçları ve Amerika’nın Irak’ı işgali tüm dünya için önemlidir. Yanısıra 100 yıldır süregelen İsrail – Filistin sorunu, 2000’lerde de dünya gündemini etkilemeyi sürdürmüştür. Savaş teknolojilerindeki gelişmeler ve silah ticareti, giderek ağırlaşan bir yaraya dönmektedir. Güçlü ülkeler, artık en büyük silah tüccarlarıdır.

İş dünyası etkisini arttırmakta ve borsa, uluslararası sarsıntılara neden olmaktadır. Holdingler, hizmette ülke sınırlarını aşmıştır. Dünya, küresel bir köye dönüşürken; holding imparatorları, siyasi arenada büyük ülke başkanları kadar söz sahibidirler. Bireysel farkındalık ve toplumsal reflekslerde de başkalaşma yaşanmaktadır. Aktivizm şekil değiştirmiş, bilgisayar ve internetin önem kazanmasıyla birlikte dijital aktivistler türemiştir. Yollar, artık yürümekle aşınmamaktadır.

Bir şey yapsa da ne yaptığını açıklamakta zorlanan,  okumayan, derinlemesine araştırmayan, her şeyi kolaycılıkla çözmeye çalışan bir kalabalık doğmaktadır. X kuşağının yerini Y kuşağı almıştır. Çabuk ve zahmetsizce başarı isteyen, tahammülü zayıf bir nesildir bu.

“Fast food” kültürü hızla yayılmaktadır. Dışarıda hamburger zincirlerine, evde ise mikrodalga fırına bağımlı bir yaşam söz konusudur. Tarım alanları ve organik beslenme azalırken, kanser ve benzeri hastalıkların sayısı artmaktadır. Hazır giyim ve perakende büyük sektörler haline gelirken, bazı meslekler yok olmaya yüz tutmuştur. Mahalle bakkallarının yerini hiper alışveriş merkezleri, berberlerin yerini saç tasarım merkezleri almakta iken; balkonlu geniş sinemalar mazide kalmış, yerlerini ise ailecek kapatılabilecek karagöz perdeli salonlar almıştır. Animasyon teknolojisi ve üç boyutlu filmler de, sinemayı başka bir yere taşımaktadır. Sanatın diğer kolları da değişime uğramıştır. Club’lar yeni eğlence mekânları haline gelirken; şiir, tiyatro ve resim değerini yitirmeye başlamıştır. Dünya’da Justin Timberlake’in, Türkiye’de Tarkan’ın dönemidir. “Trend” kelimesi literatüre dâhil olmuştur. Akıllı cep telefonları, piercing, Facebook, metroseksüellik gibi trendler “değişim”i oluşturmaktadır.

Günümüzün söz konusu modern yaşamını yansıtan dergilerden “Tempo”, Türkiye’nin en eski haber dergisidir. Ancak 2000’li yıllarda haber dergileri miadını doldurmuş ve internet “tartışılır içeriğiyle”, dergilerin yerini almıştır. Böyle bir tabloda Tempo ekibi, radikal bir dönüşümle batının “life style” dergi içeriğini benimser. Tempo, artık bir “yaşam tarzı” dergisidir ve Türk dergiciliği de, evrensel anlamda dergicilik de nerdeyse bu tür üzerinden ilerlemektedir. Derginin yeni yapısı ilgi çeker fakat hem sosyal etkileme gücü açısından, hem de satış ve ilgi oluşturma anlamında Türk dergiciliğinde Hayat’ın altın yılları bir daha yakalanamaz.

Tempo görsel anlamda, Hayat’tan farklıdır. Fotoğraflar derginin %70’ini oluştururken %30’u yazıdır. Okunacak değil, bakılacak bir dergidir. Modern insanın hızlı yaşantısında, okumaya vakit ayıramaması, dergileri bu türden formüllere yöneltmektedir. Artık rakipleriyle değil, internetle rekabet halindedirler. Çabuk ilgi çekmek ve anlaşılır olmak zorundadırlar. Bu da, dergiciliğin asıl misyonuyla ters düşmektedir. Çünkü derginin gazeteden ayrıldığı nokta ve varoluş nedeni, ayrıntılı dosyalar sunabilmesidir. Günümüz grup medya dergiciliği ise güçten beslenen başka türlü bir amacı benimsemiş ve internet hükümdarlığında, Tempo’nun içeriği de çağa uymuştur. Hayat’la en ciddi içerik farkı budur. Kapakta ise Brigitte Bardot’nun yerini Charlize Theron almıştır ve yeni yıldızlar daha yaldızlıdır. Modern çağ, sadeliği reddeder. Yeni kuşak, Cemal Süreya’yı Facebook ünlüsü olarak tanımakta, Can Dündar’ı ise şair sanmaktadır. Ancak aklın ve tevazunun değerleneceğine dair inancımız sürmelidir. Umudun bittiği mecrada tohumlar filizlenmez. Akustik tınılar yine ses, şiirler yine nefes bulacaktır ve özleminin ardından görünecektir, uçurtmaların bayraklar gibi salındığı bir gökyüzü…

Arda Yas

60'ların Mütevazı Hayat'ından Modern Çağın Tempo'suna

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: