Sihirli Flüt

Sihirli flüt çalıyor Ezgisini hapsetmiş... ters kapalı bir bardağın tükenen oksijenine Yaşam buğulanıyor... iki ruhun sevişmesiyle   Uyurken izleyince seni Gördüğün her rüya... damlıyor gözlerinden yüzüme   Ve biz… uzaklaştıkça küçülmeyelim diye hep sarılıyoruz Arda Yas

Deli Edebiyat

Delilik ve dâhilik arasındaki ince çizgi herkesçe malumdur. Hatta ikisi arasındaki ilintiyi yakınlaştıranlar için, fizyolojik olmayan delilik neredeyse bir mertebedir. Edebiyat da, insana özgü bu ruh haline uzak kalmayacaktır. Akla gelebilecek ilk örnek ise Gogol’ün ayrıksı ve zamanını aşan hikâyesi Bir Delinin Hatıra Defteri’dir. Defteri araladığımızda, genel anlamda hayattaki varoluşundan ve daha özel anlamda statüsünden... Continue Reading →

Külden Önce

Seni sevmek yaksa da gel Bırak yaşayayım bir kibrit kadar Seni sevmek dönüştürse de gel Bırak olayım iki günlük kelebek   Rendeden geçirdim ben hayallerimi Serptim yürüdüğüm yollara Seni bulana dek mayın oldular Patladılar ruhumun kıraçlarında   O ruhum ki, çocuktu ilk tanıdığımda Ben onun şaşkınlığını, beceriksizliğini, utancını bilirim Acemiliğimin bilgeliğindendir, hayat hep eksik kaldı... Continue Reading →

Kırılgan Edebiyat

Kürk Mantolu Madonna’nın Raif Efendi’si, Türk edebiyatında belki de kırılganlığın en yakıştığı edebi figürdür. Merak uyandırmayan ve kendi hiçliği içinde kaybolmuş bir erkek portresi çizilmiştir. Ancak romanın akışı içerisinde Raif’in geçmişi tanımlanırken, içinde kopan fırtınalar karakterini yeniden şekillendirir. Hatta bu sayede, çevremizdeki içli insanların gerçek hikâyelerini meraka sürükleniriz. Raif, tahammülü zor bir hayatın içinde, olağanüstü... Continue Reading →

Harita

Bugün gözlerimden geçtin Bir kumsaldı gözlerim Dünyanın tüm haritalarında... Senin ayak izlerin   Bugün ellerimde yüzdün Bir denizdi ellerim Dünyanın tüm haritalarında... Senin kulaç seslerin   Bugün saçlarını saldın Saçların bulut oldu Haritalarda her şey varken... Bir tek gökyüzü yoktu Arda Yas

Çoğul

Bir defa sevemedim ben Çok defa sevdim Sabah alacası kadar gizemli Yağmur kadar kalabalık İlk gençliğin toyluğundan, yaşanmışlığın bilgeliğine dek Doğum ve ölümün arası gibi, hem hiç hem de hep   Tarihe düşülen bir not ya da kahveye katılan içki Dervişin yamalı hırkasından... berduşun yaramaz hayallerine uzanan bir kadife düş Hem neylerim ben onsuz? Beni... Continue Reading →

Absürt Edebiyat

Absürt; abes, saçma, anlamsız, gerçeğe aykırı ve uyumsuz gibi anlamlara gelen Fransızca kökenli bir sözcüktür. Absürt düşünce ve sanat anlayışı 2. Dünya Savaşı yıllarının korku ve kaos ortamında şekillenir. Sanayileşme ve bunun sonucu olarak kentlerde çoğalma önemli etkenlerdir. Birbirlerine ve topluma yabancılaşan insanların sanat ve felsefe üretimleri de şartların getirisi olan ruh dünyalarından etkilenecektir. Edebiyatta... Continue Reading →

Üçüncü Buluşma

Ellerim büyüyor… Yumruklarım, delilenmiş kavgaların asi çocukları Canhıraş feryatlarla yükseliyorum İntikam alıyor acıyan anılarım   Gülü solmuş bir dudaktan akıyor kelimeler Kelimeler zehirli, katlim vacip Olmayanı olduran bir gece ki… İçinde ne mimozalar, ne katiller büyütmüş   En yakınımda dururdu suskun hançerim Tapınağımın büyülü nesnesi Üçüncü buluşmanın arifesinde Ben hâlâ çocuktum, hâlâ eksik   Ellerim,... Continue Reading →

Örümcek Adam, Fikret Kızılok, Attila İlhan ve Diğerleri

Bilgisayar oyunlarına yetişemedim. Akülü arabaları, maket uçakları, süper kahraman kostümlerini kaçırdım. Büyük alışveriş merkezleri de yoktu çocukluğumda, çok salonlu sinemalar, üç boyutlu filmler yoktu. Semtimize halı saha, mahalle bakkalına kutu kola ve evimize renkli televizyon geldiğinde bile çocuk değildim. Kocaman 2,5 kuruşları hatırlarım. Elvan gazozunun eşsiz tadını, içinden Bruce Lee resimleri çıkan sakızları ve yaptığım... Continue Reading →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑