Harita

Bugün gözlerimden geçtin Bir kumsaldı gözlerim Dünyanın tüm haritalarında... Senin ayak izlerin   Bugün ellerimde yüzdün Bir denizdi ellerim Dünyanın tüm haritalarında... Senin kulaç seslerin   Bugün saçlarını saldın Saçların bulut oldu Haritalarda her şey varken... Bir tek gökyüzü yoktu Arda Yas

Çoğul

Bir defa sevemedim ben Çok defa sevdim Sabah alacası kadar gizemli Yağmur kadar kalabalık İlk gençliğin toyluğundan, yaşanmışlığın bilgeliğine dek Doğum ve ölümün arası gibi, hem hiç hem de hep   Tarihe düşülen bir not ya da kahveye katılan içki Dervişin yamalı hırkasından... berduşun yaramaz hayallerine uzanan bir kadife düş Hem neylerim ben onsuz? Beni... Continue Reading →

Absürt Edebiyat

Absürt; abes, saçma, anlamsız, gerçeğe aykırı ve uyumsuz gibi anlamlara gelen Fransızca kökenli bir sözcüktür. Absürt düşünce ve sanat anlayışı 2. Dünya Savaşı yıllarının korku ve kaos ortamında şekillenir. Sanayileşme ve bunun sonucu olarak kentlerde çoğalma önemli etkenlerdir. Birbirlerine ve topluma yabancılaşan insanların sanat ve felsefe üretimleri de şartların getirisi olan ruh dünyalarından etkilenecektir. Edebiyatta... Continue Reading →

Üçüncü Buluşma

Ellerim büyüyor… Yumruklarım, delilenmiş kavgaların asi çocukları Canhıraş feryatlarla yükseliyorum İntikam alıyor acıyan anılarım   Gülü solmuş bir dudaktan akıyor kelimeler Kelimeler zehirli, katlim vacip Olmayanı olduran bir gece ki… İçinde ne mimozalar, ne katiller büyütmüş   En yakınımda dururdu suskun hançerim Tapınağımın büyülü nesnesi Üçüncü buluşmanın arifesinde Ben hâlâ çocuktum, hâlâ eksik   Ellerim,... Continue Reading →

Örümcek Adam, Fikret Kızılok, Attila İlhan ve Diğerleri

Bilgisayar oyunlarına yetişemedim. Akülü arabaları, maket uçakları, süper kahraman kostümlerini kaçırdım. Büyük alışveriş merkezleri de yoktu çocukluğumda, çok salonlu sinemalar, üç boyutlu filmler yoktu. Semtimize halı saha, mahalle bakkalına kutu kola ve evimize renkli televizyon geldiğinde bile çocuk değildim. Kocaman 2,5 kuruşları hatırlarım. Elvan gazozunun eşsiz tadını, içinden Bruce Lee resimleri çıkan sakızları ve yaptığım... Continue Reading →

Ürperti

Sarktım pencereden evrene Aklımı yağmur aldı Bir kadın ki, sevsem de bir ölsem de... Sokağa tenim yağdı, gözlerim yağdı   Güzel ki ne güzel, bütün güzelliklerden güzel Elleri güzel, saçları güzel, gözleri güzel Hele dudakları pembe-kırmızı Öpsem zebaniler üşüşür Hem ıslak… hem cehennem…   Bekliyor kaldırımda Mister No satan büfenin yanında Aynı haritanın farklı tonlarıyız...... Continue Reading →

Akustik Aşk

Ölünce özgürleşenlerin kentinde İnsanlara cezâdır bedenleri Başa zincirli yabancı bir gövde Kendi uzvuyla aldatır kendini   Lâbirentin tutuklu masumları Kadınlar ve erkekler kobay Protez sevgililer, sentetik sevişmeler Steril ortamda toy bir kıyamet   Ölünce özgürleşenlerin kentinde Bir hâyâl kuran yaşar Dijital dünyaya mahkûm, analog adam Akustik bir aşk arar Arda Yas

Kız Kulesi

“Ada”ların hüzünlü bir tarafı vardır. Yalnızlığın dokunulur simgeleridir onlar. Bir okyanusun ya da denizin ortasında tek başına olmak zor mudur acaba? Yoksa huzur mudur bilinmez. Belki de yeryüzünün, evrenin ya da tanrıların emridir ada olmak. Yahut adanmışlık taşıyan bir seçimdir. Belki her ikisinin de karşılığı vardır. Bu yazının öznesi olan “adacık” ise koca bir kıtanın,... Continue Reading →

Korkuluk

Sevdayı, tutkuyu anlattı kelime Önce düşünceydi, sonra söz oldu Ölü şairlerin dizelerinde Önce özdü, sonra ten buldu   Mucizenin dillenmesiydi Doğurgan, anaç bir tını Öptü geçmişini Yaralı ruhunu dizelerle sağalttı   Gömleğini yırttı tazelendikçe Geldi çıplaklığın saltanatı Mırıldandıkça kalemi, şarkılandı akustik şiiri İz bırakmadan ıssıza karıştı, kızılderili gibi Burgaçlandı yüreği   Hep “sanarak” yaşadı Bir... Continue Reading →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑